CUMA HUTBESİ
07- ARALIK-2007 / İSTANBUL
بسم الله الرحمن الرحيم
إِنَّمَا اْلمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ
وَاتَّقُوا اللهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ {1}
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:
"مَنْ لَمْ يَهْتَمَّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ" {2}
KARDEŞLİK
Aziz Müminler!
Allah Teâla, inananların kalplerini birbirine ısındırmış ve “Müminler
kardeştir.” buyurmuştur. Allah Resûlü (s.a.v) de peygamberlik hayatı boyunca,
müminler arasında tarihte eşine rastlanmaz bir kardeşlik binası inşa etmiş,
birbirini Allah için seven bir toplum meydana getirmiştir.
Müslümanlar, Resûl-i Ekrem Efendimizin inşa ettiği Ensâr ve Muhacirlerden
meydana gelen bu “kardeşleşmiş” toplumu örnek alarak aralarında İslâm’ın
kardeşlik binasını yeniden inşa etmeye mecburdurlar. Bugün, havadan, sudan,
ekmekten daha çok müslümanların bu kardeşliğe ihtiyacı vardır. İçerideki ve
dışarıdaki bütün şer güçlerin İslâm’a ve müslümanlara saldırdıkları bir devirde,
müslümanlar “kardeş” olmanın şuuruna eremezlerse, birbirleriyle kucaklaşıp
kaynaşmazlarsa ezilmekten ve zulme uğramaktan kendilerini kurtaramazlar.
Aziz Müminler!
Kur’an ve Sünnet çizgisinde kardeş olarak yaşamanın ilk şartı müminin kendisi
için istediğini, din kardeşi için de istemesidir. Müslümanın müslümanı yalnız
Allah için sevmesi, mümin kardeşine karşı kin ve düşmanlık duygusu beslemekten,
onu kıskanmaktan, kusurlarını araştırmaktan sakınması; ona tepeden bakmaması,
üstünlük taslamaması, kardeşi hakkında temiz duygular beslemesi, onun iyi
yanlarını anlatıp kusurlarını saklı tutması da kardeşlik görevinin diğer temel
esaslarıdır.
Bütün bu ferdî görevlerin yanında sosyal görev olarak da müslümanın, diğer
müslümanların dertlerini kendi derdi olarak görmesi, aralarındaki kavga ve
kırgınlıkları gidermeye çalışması, küskün ve kırgın müslümanları barıştırması
önemli bir vazifedir. Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Müminler ancak
kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin” [1]. Resûlullah (s.a.v)
da şöyle buyurmuştur: “Müslümanların dertlerini dert edinmeyen müslümanlardan
değildir” [2]. “Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba; beyaz tenlinin
siyaha, siyah tenlinin beyaza karşı bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak
takvadadır” [3].
Değerli Müminler!
Tarihte nice büyük devletleri yok eden hastalıkların başında tefrika, yani
ayrılıkçılık gelmektedir. Merhum Mehmet Akif’in dediği gibi: “Girmeden bir
millete tefrika, düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Tefrika yukarıda saymaya çalıştığımız kardeşlik görevlerinin ihmal edilmesiyle
ortaya çıkan sosyal bir hastalıktır. Bu hastalık önlenmezse toplumu en sonunda
iç çatışmalara, yıkıma, esarete kadar götürür. Ne yazık ki bunun acı örneklerini
İslâm dünyasında üzülerek görmekteyiz. Millî bekâsına önem veren bütün milletler
ayrılık gayrılığa sebep olacak her türlü fitneye karşı uyanık olmanın yollarını
aramışlardır.
Hutbemi doğumunun 800. yıl dönümünü kutladığımız Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin
çağlara ışık tutan birlik çağrısıyla bitiriyorum: “Topumuz bir tek inciyiz, bir
tek / Başımız da tek, aklımız da tek. / Ne diye iki görür olup kalmışız / İki
büklüm gök kubbenin altında ne diye. Dünyada nice diller var, nice diller / Ama
hepsinde anlam bir. / Sen kapları, testileri hele bir kır, / Sular nasıl bir yol
tutar, gider / Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak / Can nasıl koşar, bunu
canlara iletir”.
_______________
[1] Hucûrât, 49/10.
[2] Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, (thk. Tarık b. Ivazallah b. Muhammed-Abdülmuhsin
b. İbrahim el-Hüseynî), Kahire, 1415, I, 151; VII, 270.
[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 411.